Sözcü TV'de İsmail Küçükkaya'nın sorularını yanıtlayan Dervişoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşmesinin siyasi tartışma konusu yapılmasını doğru bulmadığını söyledi.
'MANSUR YAVAŞ'IN ERDOĞAN'LA GÖRÜŞMESİNİN YADIRGANACAK BİR TARAFI YOK'
Dervişoğlu, Yavaş-Erdoğan görüşmesine ilişkin şunları söyledi:
"Ben öncelikle bu fotoğrafları yorumlamaya muhtaç hâle getiren siyasi ortamdan şikâyetçiyim. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'nın Sayın Cumhurbaşkanı'yla görüşmesi, konuşması, bazı meselelerle ilgili fikir alışverişinde bulunmasının yadırganacak bir tarafı yoktur. Ancak muhalefet ile iktidar arasında diyalog kopuk olunca bu görüşmelerin arkasından farklı anlamlar aranacağı hâle geliyor. Aslında burada sorumluluk alması gereken muhalefet kadar iktidardır da. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan'ın bir siyasi partinin genel başkanıyla, bir büyükşehir belediye başkanıyla yapmış olduğu konuşmanın ya da görüşmenin Türkiye'de spekülasyon konusu olmaması gerekiyor. Asıl düzeltilmesi, üzerinde konuşulması ve tartışılması gereken konu budur."
Dervişoğlu, görüşmenin içeriğinin kamuoyunda merak konusu olmasının da siyasetteki diyalog eksikliğinden kaynaklandığını belirterek, "Tayyip Erdoğan'la mazisi kendisine kefil Mansur Yavaş'ın, özel bir görüşme esnasında neleri konuşup tartıştıkları eğer toplumun merakını mucip oluyorsa, soru işaretlerini ortaya çıkaran olumsuzlukların ortadan kaldırılması durumu söz konusu olmalı" dedi.
'BU SİSTEM SİYASİ PARTİLERİ MARJİNAL ALANLARA ÇEKİYOR'
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni de eleştiren Dervişoğlu, yüzde 50 artı 1 şartının seçim öncesi ittifakları zorunlu hale getirdiğini savundu.
Dervişoğlu, "Bu sistem istikrarı sağlayacak diye getirildi. Hatırlarsanız çok partili demokratik hayat ve parlamenter sistem yürürlükteyken koalisyonlar seçimlerden sonra kuruluyordu. Şimdi koalisyonlar ve ittifaklar, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin yüzde 50 artı 1 arayışı yüzünden maalesef seçimlerden önce kuruluyor. Birbiriyle hiç yan yana gelemeyecek siyasi partileri iktidar karşıtlığı münasebetiyle de aynı safta barındırıyor" ifadelerini kullandı.
Sistemin merkez siyaseti de zayıflattığını savunan Dervişoğlu, "Yüzde 49,5'i 50'ye tamamlamak için gerekli olan 0,5'lik oy, bu sistemde 0,5 eşittir 100'e tekabül ediyor. Dolayısıyla bunun getireceği tehlikeleri önceden görmek için kâhin olmak gerekmiyor. Ayrıca siyasetin taşıyıcı kolonları görevini üstlenen merkez düşünceli siyasi partileri de marjinal alanlara çekmek gibi bir tehlikeyi beraberinde getiriyor" dedi.
'BU YETKİLER ATATÜRK'E BİLE VERİLMEYECEK YETKİLERDİR'
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Erdoğan'a göre şekillendirildiğini ileri süren Dervişoğlu, yetkilerin ileride farklı kişiler tarafından nasıl kullanılacağının öngörülemeyeceğini söyledi.
Dervişoğlu, "Bu sistem, Sayın Erdoğan'ın karakteristik özelliklerine göre kurulmuş bir sistem. Ona göre dikilmiş bir elbise. Yani Tayyip Erdoğan'ın ne yapacağını bildikleri kadar ne yapmayacağını da bilenlerin verdiği yetkiler bunlar. Bu yetkilerin kimin elinde ne hâle geleceğini kestirebilmek mümkün değil" dedi.
Dervişoğlu, "Tayyip Erdoğan sonrası bu yetkiler birilerinin eline geçer ve o yetkiyi eline alan bunu Tayyip Bey'den daha nobranca kullanırsa; bu kimlerin iştahını kabartır, kimlerin işine yarar? Buna 'Bu yetkileri Tayyip Erdoğan kullanacak' diye karşı değilim sadece. Bu yetkiler Atatürk'e bile verilmeyecek yetkilerdir. Ayrıca bu yetkiler teklif edildiğinde Atatürk bunu reddetmişti zaten" ifadelerini kullandı.
MANSUR YAVAŞ'IN ADAYLIĞI İÇİN 'ŞİMDİDEN BİR ŞEY SÖYLEMEM MÜMKÜN DEĞİL' DEDİ
Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanı adayı olması halinde İYİ Parti'nin destek verip vermeyeceği sorusuna Dervişoğlu, kararın Yavaş'a ait olduğunu belirterek yanıt verdi.
"Buna şimdiden bir şey söyleyebilmen mümkün değil. Adaylık kararını verecek olan Mansur Bey'dir. Bir siyasi partinin cumhurbaşkanı adayı ya da 100 bin imzayla cumhurbaşkanı adayı olabilir. Kendi siyasi geleceğini bir tarafa bırakır, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili bir karar verebilir" diyen Dervişoğlu, olası adayların stratejisine zarar verecek açıklamalardan kaçınacağını söyledi.
Dervişoğlu, muhalefetin seçim sürecinde ortak ilkeler etrafında hareket edebileceğini ifade ederek, "Muhalefetin iktidara karşı ortaklaştığı bir aday da olabilir. Muhalefet seçimlere müstakil de girebilir. Ama ortak bir düşüncenin tanımlanması gerekiyor. Bu sistem Türkiye'ye yük ve külfet. Bu sistemden kurtulabilmek adına bir siyasi birlikteliğe ihtiyaç varsa, ki ben buna bütünleşik muhalefet diyorum, bu yolda atılması icap eden adımların tamamına tereddütsüz dahil olacağımı söyleyebilirim" dedi.
Üsküdar Belediyesi'ndeki siyasi gelişmelere de değinen Dervişoğlu, "İki belediye meclis üyesini alıp tutukluyor, dört tanesini devşiriyorsunuz. Milletin size vermediği bir makamı almakla yetinmeyip gösteri yapıyorsunuz. Sonra da milli irade diye bağırıyorsunuz. Kim inanır size?" ifadelerini kullandı.
'SEÇİMİ BİR TEHLİKE GÖRÜYOR'
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rize'de dile getirdiği "Yaklaşan seçimleri başarıyla atlatacağımıza olan inancımı yineliyorum" sözlerinin sorulması üzerine Dervişoğlu, seçimin her siyasetçi açısından risk taşıdığını belirtti.
Dervişoğlu, şunları söyledi:
"Seçimi bir tehlike görüyor. Seçim her siyasetçi açısından risklidir. Çünkü beklediğiniz vatandaşın oyu ve kararıdır. Dolayısıyla herkes açısından, her siyasi parti açısından, her yönetici açısından kendi içinde bir risk barındır. Ama mahsurlu olan; o riski ortadan kaldırabilmek adına hukuk dışı yollara tevessül etmek, demokrasinin gelenekleri ve teamülleriyle yan yana gelmeyecek adımları atmak ve planlamaktır. Bu hükümetin eleştirdiğim yanlışlarından biri de odur."
Demokrasinin iktidarın el değiştirebilmesini esas aldığını ifade eden Dervişoğlu, "6 defa gidecekseniz 7'nci defa gelirim diyenlerin rejimidir demokrasi; 'Geldiğim yerde kalırım, gidersem de dönemem' diyenlerin değil. Bu endişe Sayın Cumhurbaşkanı'nı çepeçevre sarmış durumda" dedi.
Dervişoğlu, Erdoğan'ın çevresindeki bazı isimlerin de kendi siyasi geleceklerini korumaya çalıştıklarını öne sürerek, "Onların korudukları Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi değil, onların korudukları kendileridir" ifadelerini kullandı.
'SEÇİME BİR AY KALA YAPILAN SEÇİM ERKEN SEÇİM SAYILAMAZ'
Erken seçim tartışmalarını da değerlendiren Dervişoğlu, normal seçim tarihine çok yakın bir tarihte yapılacak seçimin siyasi meşruiyet tartışması doğuracağını savundu.
Dervişoğlu, "Siz normal seçimin tarihine bir ay kala seçim yaparsanız, bu durum anayasanın arkasına dolanmak anlamına gelir. Seçime bir ay kala yapılan seçim, erken seçim sayılamaz. Hukuki olur, kanuni olur ama meşru olamaz" dedi.
Türkiye'nin demokrasi yolunda ilerlemesi için siyasi manipülasyonlar yerine hukuk ve adalet temelinde hareket edilmesi gerektiğini belirten Dervişoğlu, "Burada yapılması gereken şey demokrasinin geleneklerini hukuk ve adalet çerçevesinde ele alarak Türkiye'nin kurtuluşunu temin etmektir" ifadelerini kullandı.
GÖKÇEK SORUŞTURMASINA İLİŞKİN '94 YA DA 96 SUÇ DUYURUSU VAR' ÇIKIŞI
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in de ifade verdiği soruşturmaya ilişkin konuşan Dervişoğlu, Gökçek'in görevden alınmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen kamuoyunun neden görevden alındığını bilmediğini söyledi.
Dervişoğlu, "Gökçek, 9 yıl önce görevinden alınmıştır ve biz onun ne sebeple görevinden alındığını hâlâ bilmiyoruz. Ayrıca Gökçek hakkında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde yapmış olduğu yolsuzluklar ve usulsüzlüklerle ilgili 94 ya da 96 suç duyurusunda bulunulmuştur. Kamuoyu bu zamana kadar bunlarla ilgili ne tür işlemler yapıldığı konusunda da fikir sahibi değildir" dedi.
Yargı süreçlerinin bir iletişim kampanyası gibi yürütüldüğünü savunan Dervişoğlu, bunun adalet duygusunu zedelediğini ifade etti.
'ANKARA'YI PARSEL PARSEL VERMEKLE, NE İSTEDİLER DE VERMEDİK DEMEK ARASINDA FARK YOK'
İktidarın kendi çevresine yakın isimleri de yargıladığı yönündeki değerlendirmelere tepki gösteren Dervişoğlu, "Bir Melih Gökçek'in yargılanmasıyla bu iktidarın üzerindeki gölgelerin tamamının kaldırılacağını düşünüyorsak büyük bir yanılgı içerisindeyizdir" dedi.
Dervişoğlu, "Ankara'yı birilerine parsel parsel vermekle, 'Ne istediler de vermedik' demek arasında bir fark yoktur bana göre. Dolayısıyla kafanın ve bakış açısının sorgulanması gerekir" ifadelerini kullandı.
DAVUTOĞLU HAKKINDAKİ SORUŞTURMAYA TEPKİ
Ahmet Davutoğlu hakkındaki soruşturmayı da değerlendiren Dervişoğlu, siyasi isimlerin seçim kampanyalarında zaman zaman maksadı aşan ifadeler kullanabileceğini belirtti.
Dervişoğlu, "Bir başbakanın, bu tarz söylemlerden ötürü Cumhuriyet Savcılığı tarafından resen soruşturmaya tabii tutulması kabul edilebilir bir şey değildir. Bu aktüel insanların durumlarının magazinel bir biçimde ele alınmasını son derece yadırgıyorum" dedi.
KURTULMUŞ, SOYLU VE BAHÇELİ'NİN GEÇMİŞTEKİ SÖZLERİNİ HATIRLATTI
Dervişoğlu, geçmişte iktidara yönelik sert eleştirilerde bulunan ancak daha sonra Cumhur İttifakı içerisinde yer alan isimlerin açıklamalarını hatırlattı.
Numan Kurtulmuş'un HAS Parti Genel Başkanı olduğu dönemde "Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular", Süleyman Soylu'nun Demokrat Parti Genel Başkanı olduğu dönemde "Bu iktidarın paçalarından yolsuzluk akıyor", MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ise "Külliye, haramın, günahın ve kirlenmişliğin fildişi kulesidir" dediğini hatırlatan Dervişoğlu, yıllar sonra benzer sözler nedeniyle soruşturma açılmasının yalnızca muhalifleri değil iktidar çevresindekileri de tehdit edeceğini savundu.
'YÜZDE 10'LAR, 15'LER BİZE YETMEZ'
İYİ Parti'nin seçimlerdeki hedeflerine ilişkin de konuşan Dervişoğlu, partisinin oy oranında yükseliş gözlemlediğini söyledi.
Dervişoğlu, "Bizi 3'lerde 5'lerde gösteren kamuoyu araştırmaları yüzde 10'lara çıktığımızı söylüyor. Biz yüzde 10'u iki defa aldık zaten. Yüzde 10'lar, 15'ler bize yetmez. İYİ Parti'nin Meclis'te kapsamlı bir sandalye sayısıyla temsil edilmesi gerekiyor" dedi.
'BU SÜREÇ VATANDAŞIN HİÇBİR DERDİNİN ÇÖZÜMÜNE TAALLUK ETMEYECEK'
"Terörsüz Türkiye" adıyla yürütülen sürece de tepki gösteren Dervişoğlu, "Bu süreç vatandaşın hiçbir derdinin çözümüne taalluk etmeyecek. Süreç, yasal düzenlemelerin altyapısına baktığınızda sadece teröristlerin işine yarayacak bir biçimde sürüyor" ifadelerini kullandı.
Suriye'deki YPG-PYD yapılanmasına ilişkin de konuşan Dervişoğlu, örgütün tüm unsurlarıyla silah bırakmadığını savunarak, "Türkiye Cumhuriyet Devleti'nin tezi şuydu; bireysel teslim olma, bireysel entegrasyon. PKK'nın uzantısı YPG-PYD, Suriye ordusunun içinde devletleşti. Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığı kişiler de Suriye'de devlet görevlisi kisvesine büründü" dedi.
Dervişoğlu, sürecin yalnızca Türkiye'deki yapıyla sınırlı ele alınamayacağını belirterek, İran'daki PJAK ve Irak'taki PÇDK'nın durumuna dikkat çekti. Sürecin Türkiye'nin milli kimliği ve vatandaşlık tanımı gibi temel meseleleri tartışmaya açacağını ileri süren Dervişoğlu, terör örgütünün mali yapısının da tasfiye edilmesi gerektiğini söyledi.
'ÖCALAN'A YENİ BİR EV YAPILDIĞINDAN BAHSEDİLİYOR'
Abdullah Öcalan'a ilişkin iddiaları da gündeme getiren Dervişoğlu, şunları söyledi:
"Öcalan'ın kanundan yararlanmayacağıyla biz teselli edilmeye kalkışıldık ama Öcalan'dan daha tehlikeli 9 bin insan eğer bu yasal düzenleme gerçek anlamıyla yaşama geçirilirse hayatımıza girecek. Ayrıca kimse bu zamana kadar bu narko-terör örgütünün mali kaynaklarının nasıl tasviye edileceğine dair bir değerlendirme yapmadı. Dolayısıyla bu örgütün finansman yapısının tasviye edilmesi için başka devletlerle de iş birliği gerekiyor."
Dervişoğlu, "Öcalan'a yeni bir ev yapıldığından bahsediliyor. Resmi bir açıklama var mı? Yapılmadı diyen var mı? Hatta Türkiye tarafından aranan birtakım insanlarla orada görüştüğü söyleniyor. Bu kabil süreçler ya çok kapalı ya da çok şeffaf yönetilir. Yarı kapalı yönetirseniz, açıklık ve kapalılık mekanizmasının siyasete yansımaları üzerinden hesabınız vardır hissiyatı oluşur" dedi.
Kaynak : PERRE