TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı, Genel Kurul'da düzenlenen özel oturumla başladı.

Oturuma katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı konuşmada TBMM'nin dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biri olduğuna işaret etti. Dördüncü yasama yılında Meclis'in önemli kararların alındığı yoğun ve meşakkatli bir mesai dönemi geçirdiğini söyleyen Erdoğan, hem Genel Kurul'da hem de komisyonlarda ülkenin, milletin ve bölgenin geleceğine yön verecek hayati kanunların ve kritik meselelerin müzakere edildiğini kaydetti.

Erdoğan, "Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla icra edilirken, parlamenter diplomasi ise gerek ev sahibi olduğumuz uluslararası toplantılarda, gerekse yurt dışı ziyaretlerde profesyonel ve saygın bir yaklaşımla yürütüldü. Bu anlamda, siyasi parti ayırt etmeksizin, Gazi Meclisimizdeki tüm milletvekillerine çabaları, gayretleri, fedakarlıkları için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'u ve Başkanlık Divanımızın muhterem üyelerini aynı şekilde gönülden tebrik ediyorum. Meclisimizin farklı birimlerinde görev yapan idareci ve çalışanlarımıza, 10 ay 10 gün boyunca ortaya koydukları hummalı ve özverili çalışmalar için şükranlarımı iletiyorum" ifadelerini kullandı.

Bugün itibarıyla başlayan yeni yasama yılında fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce, fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dahilinde dile getirileceği, tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli ve bereketli bir yıl olmasını temenni eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Biz, iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak, her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni Yasama Yılı'nda bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum."

HEPİMİZ MİLLETİN SORUNLARINA ÇÖZÜM BULMAKLA MÜKELLEFİZ

Siyasetçiler olarak birinci vazifelerinin, emanetini taşıdıkları millete layıkıyla hizmet etmek olduğunu söyleyen Erdoğan, "Şahsım dahil hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz. Bir ay sonra 24'üncü yıl dönümüne kavuşacağımız iktidarlarımız boyunca, kesintisiz biçimde, istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde, biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk. Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar, ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçtiğini anımsatarak, "Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acısı hala içimizi yakıyor olsa da bugün, 11 ilimizi yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşıyoruz. Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk. Asrın inşasını tamamladık; toplam 455 bin 357 konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık" diye konuştu.

TEK BİR VATANDAŞIMIZIN DAHİ KILINA ZARAR GETİRTMEDİK

Bölgede ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye'yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardıklarını vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde, tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik. 2026'nın ilk yarısında Türkiye yıllık yüzde 2,5 büyüdü. Yıllıklandırılmış milli gelirimiz 1,7 trilyon doları aştı. İhracatımız ağustos ayında yıllık 280,3 milyar dolarla rekor kırdı. Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti. Turizmde, çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk. Yılın ilk altı ayında turizm geliri 25,7 milyar dolara ulaştı. Savunma sanayisinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle milli savunma sanayimizi güçlendirdik hem de bu alanda dünyaya satış yapan bir ülke olduk. Yılın ilk 8 ayında savunma ve havacılık ihracatımız yüzde 16,2 artışla 6,3 milyar dolara çıktı."

FON PİYASASINDAKİ SORUNA DEĞİNDİ

Ekonomideki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, dış dengede sürdürülebilir bir noktada olduklarını söyledi.

Erdoğan, "Cari açığın milli gelire oranının bu yıl yüzde 2,6'da kalmasını bekliyoruz. Enerji faturasının ağırlaştığı bir yılda bu oran, ekonomimizin ne kadar dayanıklı hale geldiğinin göstergesidir. Kamu maliyesinde disiplinden sapmadık. Bu yıl bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,1 ile sınırlamayı ve faiz dışı fazla vermeyi hedefliyoruz" dedi.

Fon piyasasında yaşanan soruna da değinen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek, kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet, hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar, çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz."

TOPLUMDAKİ YAPAY KUTUPLAŞMAYA DİKKAT ÇEKTİ

Siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin başında toplumda iç kanamaya sebep olan yapay kutuplaşmanın yer aldığını söyleyen Erdoğan, bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesinin, değerler, inançlar, hassasiyetler ve beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesinin mümkün, doğru ve sağlıklı olmadığını ifade etti.

Ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğin çeşitlilik, farklılık ve renklilik olduğunu kaydeden Erdoğan, asırlar içinde bu farklılıkların bir uzlaşma zemininde buluştuğunu ve ortak sınırlar içinde ortak değerlerin oluştuğunu söyledi.

BU YIKIM PROJESİNİN KONTROL MERKEZİNDE EMPERYALİST-SİYONİST İTTİFAKI BULUNUYOR

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız, tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür. Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere karşı da milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir. Hiç kuşkusuz, siyaset kurumu, farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dahilinde çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi, siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır.

Yakın çevremizdeki hadiselere baktığımızda, yerel bazdaki ayrışmaların siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin yumuşak karnına dönüştüğünü, daha doğrusu, dönüştürüldüğünü görüyoruz. Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkeler içeriden çözülmek ve çökertilmek istenmektedir. Bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde ise emperyalist-siyonist ittifakı bulunmaktadır.

Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes, inanıyorum ki şu gerçeği görebiliyor; binlerce yıldır bir arada yaşayan, huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde, siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması, sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. İç dinamikler bellidir; tarih içinde, asırlar boyunca teşekkül etmiştir."

TÜRKİYE'NİN AYARLARININ BOZULMASI SİYASETİN İŞİNE YARAMAZ

Erdoğan, Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslimin asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa ettiğini belirterek, şöyle konuştu:

"Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye'nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak demektir. Türkiye'nin ayarlarının bozulması siyasetin işine yaramaz. Sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar.

Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik. Çok partili demokrasiye geçişimizden itibaren, ne zaman bir atılım içinde, bir kalkınma hamlesi içinde olsak, operasyonların hedefi haline geldik. Sokaklarımız karıştırıldı. Gençlerimiz düşmanlaştırıldı. Aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildi. Siyasi ve toplumsal huzurumuz suikasta uğradı. Bizimle aynı ligde olan ülkeler koşarken, biz yıllarca başta ekonomi olmak üzere, birçok alanda patinaj yaptık, oyalandık, irtifa ve ivme kaybettik.

Bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikrarsızlığa bakıldığında, her seferinde Türkiye'nin kaybettiği, her seferinde milletin kayıplar verdiği, ağır bedeller ödediği çok net görülecektir. Açıktır ki, millet kaybederken, milletin hasımları kazanmıştır. Türkiye kaybederken, kazanan Türkiye'nin rakipleri, maalesef Türkiye'nin yeminli düşmanları olmuştur. Şunun bilinmesini isterim. Ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur."

Kaynak : PERRE