Gazeteci-yazar Abdurrahman Akçal, Yamanhaber.com.tr'de yayımlanan köşe yazısında AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü üzerinden Adıyaman'ın yaklaşık çeyrek asırlık siyasi desteğini, kentin ekonomik ve sosyal sorunlarını, milletvekillerinin kent adına yürüttüğü siyaseti ve merkezi yönetimle ilişkilerini sert ifadelerle eleştirdi. Akçal, 'Adıyaman AK Parti'ye oyunu, milletvekilini, belediyesini, siyasi sadakatini ve sabrını verdi. Şimdi bu şehrin sormaya hakkı var: Biz size bunların hepsini verdik, siz bize ne verdiniz?' ifadelerini kullandı.
AK Parti'nin 25. yılının yalnızca kutlama değil, aynı zamanda geçmişin muhasebesinin yapılacağı bir dönem olması gerektiğini savunan Akçal, Adıyaman'ın uzun yıllar boyunca seçimlerde AK Parti'ye güçlü destek verdiğini belirterek, kentin ekonomik kalkınma, istihdam, tarım, ulaşılabilirlik, sosyal konut ve yaşam kalitesi açısından aldığı karşılığın tartışılması gerektiğini ifade etti.
'25 YIL SADECE KUTLANACAK BİR YAŞ DEĞİLDİR'
Akçal, yazısının girişinde AK Parti'nin 25. yılına ilişkin, "AK Parti 25 yaşında. Kutlu olsun. Çeyrek asır bir siyasi parti için az zaman değil. Artık çocukluk mazeretinin, acemilik bahanesinin, 'biraz daha sabredin' cümlesinin arkasına saklanılabilecek bir yaş hiç değil. Yirmi beş yıl yalnız kutlanacak bir yaş değildir; aynı zamanda dönüp geride kimlerin beklediğine, hangi sözlerin eskidiğine ve hangi şehirlerin sabrının tükendiğine bakma yaşıdır" değerlendirmesinde bulundu.
Adıyaman'ın AK Parti'ye uzun yıllar boyunca güçlü siyasi destek verdiğini belirten Akçal, "Bu şehir AK Parti'ye cimrilik etmedi. Oyunu verdi, milletvekilini verdi, belediyesini verdi, siyasi sadakatini verdi. Bir seçim geçti yine verdi, başka bir seçim geldi yine verdi. Bir şehir bir siyasi partiye daha ne verebilir? Beş milletvekilinin beşini mi, şehrin anahtarını mı, tapusunu mu?" ifadelerine yer verdi.
'DEVLET HİZMETİ SİYASİ LÜTUF DEĞİLDİR'
Kentte gerçekleştirilen kamu yatırımlarının yok sayılamayacağını ancak bunların siyasi lütuf olarak sunulmaması gerektiğini ifade eden Akçal, yol, hastane, okul, havaalanı, konut ve diğer kamu yatırımlarının devletin asli görevi olduğunu vurguladı.
Akçal, "Devlet yol yapar, çünkü görevidir. Hastane yapar, çünkü görevidir. Okul yapar, çünkü görevidir. Depremde evini kaybeden yurttaşa konut yapar, çünkü görevidir. Asfalt milletvekilinin cebinden dökülmüyor, hastanenin parasını il başkanı maaşından ödemiyor, TOKİ binasını parti genel merkezi bağışlamıyor. O para bu milletin parası. Biz lütuf sormuyoruz, karşılık soruyoruz" dedi.
Akçal, temel tartışmanın "hiçbir şey yapılmadı" şeklinde yürütülmemesi gerektiğini belirterek, asıl sorunun Adıyaman'ın verdiği siyasi desteğin karşılığında Türkiye ortalamasının üzerinde bir refah, güçlü bir ekonomi, istihdam, daha az göç ve zamanında tamamlanan yatırımlara kavuşup kavuşmadığı olduğunu kaydetti.
'MİLLETVEKİLLERİNİN GERÇEK SEÇMENİ KİM?'
Yazısının en sert bölümünü Adıyaman'ın geçmiş ve mevcut milletvekillerine ayıran Akçal, milletvekillerinin kent sorunlarının çözümünde daha güçlü bir siyasi irade ortaya koyması gerektiğini savundu.
Akçal, "Bakan geliyor, oradalar. Bürokrat geliyor, oradalar. Temel atılıyor, oradalar. Açılış oluyor, oradalar. Havaalanında karşılama var, oradalar. Ankara'da grup toplantısında alkış sırası geliyor, yine oradalar. Fotoğraf tam, protokol tam, sosyal medya paylaşımı tam. Peki vatandaş? Vatandaş bu siyasetin tam olarak neresinde?" diye sordu.
"Adıyaman milletvekillerinin gerçek seçmeni kimdir?" sorusunu yönelten Akçal, şu ifadeleri kullandı:
"Sandıkta oy veren Adıyamanlı mı, yoksa bir sonraki seçimde listeyi hazırlayacak genel merkez mi? Bazen başka şehirlerin milletvekilleri Adıyaman'ın bir sorununu Meclis'e taşırken insan dönüp kendi vekillerine bakıyor ve 'Bizimkiler neyi bekliyor?' diye soruyor. Bir bakanın kaşının kalkmasını mı, bir bürokratın telefonuna dönmesini mi, genel merkezde isminin yanına bir artı konulmasını mı, bir sonraki seçimde tekrar listeye yazılmayı mı?"
'HALKIN VE HAKKIN RIZASI KOLTUKTAN DAHA ÜSTÜN DİYEN NEDEN ÇIKMIYOR?'
Siyasetçinin kentinin çıkarlarını siyasi kariyerinin önünde tutması gerektiğini belirten Akçal, "Neden içlerinden biri çıkıp, 'Benim için halkın ve Hakkın rızası, sizin bana vereceğiniz etiketten, makamdan, koltuktan ve bir dönem daha milletvekilliğinden daha değerlidir' diyemiyor? Neden bir kişi gerektiğinde kendi hükümetinin bakanıyla kavga etmeyi göze alamıyor?" ifadelerini kullandı.
Milletvekilliğinin yalnızca protokol görevleriyle sınırlandırılamayacağını ifade eden Akçal, "Milletvekilliği bakan karşılamak değildir. Bürokratın yanında uygun açıdan fotoğraf vermek değildir. Bir dosyanın kapağını tutup 'takipçisiyiz' demek hiç değildir. Milletvekilliği gerektiğinde o dosyayı bakanın masasından kaldırıp 'Bu işi çözmeden buradan çıkmıyorum' diyebilmektir" dedi.
Akçal, "Muhalefete kızmak kolaydır; kendi iktidarınıza 'yanlış yapıyorsunuz' diyebilmek karakter ister" değerlendirmesinde bulundu.
'VATANDAŞIN NE YAŞADIĞINI BİLİYORLAR MI, YOKSA UMURSAMIYORLAR MI?'
Akçal, milletvekillerinin ve siyasi aktörlerin günlük yaşamda vatandaşların karşılaştığı sorunları yeterince deneyimleyip deneyimlemediğini de sorguladı.
Siyasetçilerin makam araçları, koruma ve protokol düzeni olmadan şehirde dolaşmasını öneren Akçal, "Bir gün korumalarını, makam araçlarını, danışmanlarını ve protokol görevlilerini geride bıraksalar; başlarına bir kasket takıp sıradan bir Adıyamanlı gibi minibüse binseler, otobüste ayakta yolculuk etseler, devlet hastanesinde poliklinik sırası bekleseler acaba aynı şehri mi görürler?" diye sordu.
Akçal, deprem sonrası engelli kalan vatandaşların şehirde karşılaştığı erişilebilirlik sorunlarına da dikkat çekerek, "Bir deprem gazisinden rica edip tekerlekli sandalyeye otursalar ve yarım saat Adıyaman sokaklarında dolaşmayı deneseler. Kaldırımın bittiği yerde ne yapacaklarını, yüksek bordürden nasıl ineceklerini görseler. Bir anneye ait bebek arabasını alıp birkaç sokak dolaşsalar. O zaman raporlarda 'erişilebilirlik' diye yazılan kelimenin gerçek hayatta ne kadar ağır olduğunu belki daha iyi anlarlar" dedi.
Akçal, "Bizim vekiller vatandaşın ne yaşadığını gerçekten biliyor mu?" sorusunun dahi eksik olabileceğini belirterek, "Belki doğru soru şu: Umursuyorlar mı?" ifadelerini kullandı.
'BİR ŞEHRİN EN ACI İHRACATI KENDİ ÇOCUKLARIDIR'
Adıyaman'da gençlerin başka kentlere göç etmek zorunda kalmasının ekonomik kalkınmayla birlikte ele alınması gerektiğini belirten Akçal, gençlerin kentte gelecek kurmakta zorlandığını ifade etti.
"Bir şehrin en acı ihracat kalemi kendi çocuklarıdır" diyen Akçal, "Bir genç üniversiteyi bitiriyor, Adıyaman'da kalmak istiyor ancak önüne iki seçenek çıkıyor: Ya düşük ücretli bir işe razı olacak ya da valizini hazırlayıp başka bir şehre gidecek. İnsanı bordroya yazmakla insana gelecek kurdurmak aynı şey değildir" değerlendirmesinde bulundu.
Akçal, çiftçi ailelerindeki kuşak değişimine de dikkat çekerek, gençlerin tarımdan uzaklaşmasının üretim alanlarının geleceğini tehdit ettiğini savundu.
'BASIN BÜLTENİYLE TARLA SULANMIYOR'
Koçali ve Gömükan başta olmak üzere yıllardır gündemde olan sulama yatırımlarını da eleştiren Akçal, projelerin tamamlanma tarihlerinin sürekli değiştiğini belirtti.
Akçal, "Adıyaman'da bazı projelerin en hızlı çalışan kısmı bitiş tarihleri oldu. Beton ağır ilerliyor, takvim koşuyor. Çiftçinin ömrü ise yatırım takvimine göre uzamıyor" ifadelerini kullandı.
Siyasi açıklamaların çiftçinin somut sorunlarını çözmediğini belirten Akçal, "Basın bülteniyle tarla sulanmıyor. Müjdeyle mısır yetişmiyor. Milletvekilinin sosyal medya paylaşımını toprağa dökünce buğday çıkmıyor. Fırat yanı başımızdan akarken çiftçi yıllarca su bekliyorsa 'projemiz devam ediyor' cümlesi bir süre sonra teselli olmaktan çıkıp ironiye dönüşüyor" dedi.
'ADALET KİMİN İÇİN, KALKINMA KİMİN İÇİN?'
AK Parti'nin isminde yer alan "adalet" ve "kalkınma" kavramlarını da sorgulayan Akçal, bu iki kavramın kentteki bütün vatandaşlara eşit biçimde yansıyıp yansımadığının tartışılması gerektiğini belirtti.
Akçal, "Adalet kimin için? Kalkınma kimin için? Bu iki kelimenin hedeflediği kitle gerçekten Adıyaman'ın tamamı mıdır, yoksa vatandaşın zihninde giderek büyüyen o dar siyasi çevreler mi?" diye sordu.
Siyasi yakınlık, tanışıklık ve akrabalık ilişkilerinin kamu hizmetlerine erişimde belirleyici olduğu yönündeki toplumsal algının da sorgulanması gerektiğini savunan Akçal, "Bir vatandaş kamu kapısına gittiğinde önce hakkına mı güveniyor, tanıdığına mı? Eğer ikincisine daha çok güveniyorsa, orada yalnız bürokrasinin değil, 'adalet' kelimesinin de problemi vardır" ifadelerini kullandı.
Kalkınmanın yalnızca yatırım tabelalarıyla ölçülemeyeceğini belirten Akçal, "Kalkınma, bir babanın çocuğunu başka şehre göndermek zorunda kalmamasıdır. Bir çiftçinin tarlasını satmayı düşünmemesidir. Bir emeklinin pazardan dönerken poşetini yarım doldurmamasıdır. Engelli bir yurttaşın kaldırıma çıktığında önünde duvar bulmamasıdır. Kalkınma, insanın kendi şehrinde kalabilmesidir" dedi.
'ADALET VE KALKINMA BU ŞEHRE DE UĞRAYACAK MI?'
6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen yeniden inşa çalışmalarına da değinen Akçal, yapılan konutların ve yatırımların önemini kabul etmekle birlikte deprem öncesindeki kentleşme ve yapı güvenliği politikalarının da sorgulanması gerektiğini ifade etti.
"Depremden sonra bina yapmak görevdir. Asıl maharet depremden önce insanın başına yıkılmayacak şehir kurmaktır" diyen Akçal, imar, yapı denetimi, kentsel planlama ve erişilebilirliğin doğrudan kamu yönetiminin sorumluluğunda olduğunu vurguladı.
Akçal, "Fay hattı oy kullanmaz ama belediye meclisi kullanır. Deprem parti rozetine bakmaz ama imar kararlarını insanlar verir. Asrın felaketiyse asrın hesabı da olmalıdır" ifadelerine yer verdi.
'ESKİ VEKİL OLMAK SORUMLULUĞU BİTİRMEZ'
Eleştirilerinin yalnızca mevcut milletvekillerini kapsamadığını belirten Akçal, geçmiş dönemlerde görev yapan milletvekillerinin de kentin bugünkü sorunlarındaki siyasi sorumluluktan bağımsız düşünülemeyeceğini savundu.
Akçal, "Eski milletvekili olmak insanı sorumluluktan kurtarmaz. Yıllarca bu şehrin oyuyla Ankara'da oturduysanız, bugün koltuğunuz yok diye hafızanız da silinmiş sayılmaz. Sizin döneminizde verilen sözler, geciken yatırımlar, çözülmeyen meseleler de bu şehrin hafızasında duruyor" dedi.
Akçal, "Bir milletvekili koltuğu bıraktığında şehirle ilişkisi de bitiyorsa, demek ki sevdiği şehir değilmiş; koltukmuş" ifadelerini kullandı.
'ADİYAMAN SADAKA DEĞİL, HAKKINI İSTİYOR'
Yazısının sonunda AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümünün Adıyaman açısından bir siyasi muhasebeye dönüşmesi gerektiğini ifade eden Akçal, şu değerlendirmede bulundu:
"AK Parti 25 yaşında. Kutlu olsun. Pastalar kesilsin, salonlar dolsun, eski seçim zaferleri anlatılsın. Ama salondaki ışıklar söndükten sonra Adıyaman'ın sorusu masada kalacak: Biz size oy verdik, milletvekili verdik, belediye verdik, siyasi sadakat verdik, sabır verdik. Daha ne verecektik? Ve siz bize ne verdiniz?"
Akçal yazısını, "Adıyaman sadaka istemiyor. Minnet borcu da taşımıyor. Bu şehir devletin kendi parasıyla yaptığı hizmeti siyasi iyilik olarak kabul etmek zorunda değil. Adıyaman sadece payını, hakkını ve verdiği desteğin karşılığını soruyor. Yirmi beş yıl yalnız kutlanacak bir yaş değildir. Yirmi beş yıl aynı zamanda hesap verme yaşıdır. Adıyaman'ın hesabı hala açık. Şimdi hesabı konuşalım" ifadeleriyle tamamladı.
Kaynak : PERRE