Eğitim-İş Adıyaman Şubesi, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı dönem sonu değerlendirme raporuna ilişkin basın açıklaması yaptı. Şube adına açıklama yapan Eğitim-İş Adıyaman Şube Başkanı Nesime Taştı, Cumhuriyet'in en önemli kazanımlarından biri olan laik, bilimsel ve kamusal eğitimin kuşatma altında olduğunu savundu.
Taştı, hazırladıkları raporun eğitimde yaşanan sorunların münferit olmadığını, ekonomik, ideolojik ve yapısal boyutları bulunan sistematik bir dönüşümün sonucu olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.
"Eğitim Sistemi Kuşatma Altında"
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e seslenen Taştı, "Sayın Bakan, siz başarı hikâyeleri anlatırken biz son dört ayda öğretmenlerimizi toprağa verdik. İstanbul'da Fatma Nur Çelik'i, Kahramanmaraş'ta Ayla Kara'yı kaybettik. Ağrı'da Irmak Koparan öğretmenimiz yaşamdan koparıldı. Onlarca öğretmen ve öğrenci okulda yaşanan şiddet olaylarının mağduru oldu" dedi.
Taştı, "Bununla da sınırlı değil. Bakanlığınız döneminde MESEM kapsamında çalıştırılan en az 19 çocuk yaşamını yitirdi, çok sayıda çocuk yaralandı. Siz başarı tabloları açıklıyorsunuz; biz ise eğitim kurumlarında can güvenliğinin dahi sağlanamadığı bir gerçekle karşı karşıyayız. Yaşananlar münferit değildir; yıllardır sürdürülen yanlış politikaların, ihmallerin ve eğitimin kamusal niteliğini aşındıran tercihlerin sonucudur" ifadelerini kullandı.
Açıklamasında, "Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim" kampanyası kapsamında toplanan imzaların Milli Eğitim Bakanlığı'na teslim edildiğini belirten Taştı, bunun güvenli okul talebinin bir göstergesi olduğunu söyledi.
"Parasız Eğitim İlkesi Zayıflatılıyor"
Eğitim harcamalarının giderek ailelerin omuzlarına yüklendiğini savunan Taştı, devlet okullarında velilerden bağış, aidat ve kayıt parası adı altında çeşitli ödemeler talep edildiğini ileri sürerek, "Devlet, anayasal bir yükümlülük olan parasız eğitim ilkesinden her geçen gün daha fazla uzaklaşmaktadır. Eğitim harcamalarının yükü ailelerin omuzlarına bırakılmıştır" dedi.
Öğrencilerin eğitim maliyetlerinin arttığını belirten Taştı, her öğrenciye ücretsiz okul yemeği ve temiz içme suyu sağlanması yönündeki taleplerin karşılanmadığını ifade etti.
"Laik Eğitim Anlayışı Zedeleniyor"
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile eğitim sisteminin bilimsel temellerden uzaklaştırıldığını savunan Taştı, ÇEDES ve benzeri projelerle okulların pedagojik formasyona sahip olmayan kişilerin faaliyet alanına dönüştürüldüğünü öne sürerek, "Bu uygulamalar laik eğitim ilkesine ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na açıkça aykırıdır" dedi.
"Çocukların Yeri İşyerleri Değil Okullardır"
Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasına da değinen Taştı, çocuk işçiliğine karşı etkin mücadele edilmesi gerektiğini belirterek, "MESEM uygulaması çocukları eğitimden uzaklaştıran, ucuz iş gücü haline getiren ve çocuk emeği sömürüsünü yaygınlaştıran bir yapıya dönüşmüştür. Çocukların yeri işyerleri değil okullardır" ifadelerini kullandı.
Başkan Taştı, açıklamasının tamamında şu ifadelere yer verdi:
"Eğitim-İş olarak, Cumhuriyetin en büyük aydınlanma kazanımlarından biri olan laik, bilimsel ve kamusal eğitimin nasıl kuşatma altına alındığını ortaya koymak için bugün Türkiye'nin dört bir yanında alanlardayız. Bugün açıklayacağımız veriler, eğitimde yaşananların kader değil, siyasi tercihlerin sonucu olduğunu göstermektedir.
Karşımızdaki tablo artık basit bir aksaklık, bir yönetim hatası ya da sıradan bir bütçe yetersizliği değildir. Türkiye'de eğitim sistemi yalnızca sorun yaşamamaktadır; eğitim sistemi ekonomik, ideolojik ve kurumsal bir kuşatma altına alınmıştır.
Eğitim-İş olarak hazırladığımız 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı Dönem Sonu Değerlendirme Raporumuz, eğitimde yaşanan sorunların münferit olmadığını; ekonomik, ideolojik ve yapısal boyutları bulunan sistematik bir dönüşümün sonucu olduğunu ortaya koymaktadır.
Buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e açıkça sesleniyoruz:
Sayın Bakan, siz başarı hikâyeleri anlatırken biz son dört ayda öğretmenlerimizi toprağa verdik. İstanbul'da Fatma Nur Çelik'i, Kahramanmaraş'ta Ayla Kara'yı kaybettik. Ağrı'da Irmak Koparan öğretmenimiz yaşamdan koparıldı. Onlarca öğretmen ve öğrenci okulda yaşanan şiddet olaylarının mağduru oldu.
Bununla da sınırlı değil. Bakanlığınız döneminde MESEM kapsamında çalıştırılan en az 19 çocuk yaşamını yitirdi, çok sayıda çocuk yaralandı.
Siz başarı tabloları açıklıyorsunuz; biz ise eğitim kurumlarında can güvenliğinin dahi sağlanamadığı bir gerçekle karşı karşıyayız. Yaşananlar münferit değildir; yıllardır sürdürülen yanlış politikaların, ihmallerin ve eğitimin kamusal niteliğini aşındıran tercihlerin sonucudur.
Eğitim-İş olarak bu karanlık tablo karşısında yalnızca uyarıda bulunmadık. Öğretmenlerimizin, velilerimizin ve yurttaşlarımızın desteğiyle yürüttüğümüz "Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim" kampanyasında toplanan imzaları bugün Milli Eğitim Bakanlığı'na teslim ediyoruz. Bu imzalar, görmezden gelinen sorunlara karşı yükselen toplumsal itirazın ve güvenli okul talebinin ifadesidir.
1. Ekonomik Şiddet: Parasız Eğitim Tasfiye Ediliyor
Devlet, anayasal bir yükümlülük olan parasız eğitim ilkesinden her geçen gün daha fazla uzaklaşmaktadır. Eğitim harcamalarının yükü ailelerin omuzlarına bırakılmıştır.
Bugün birçok devlet okulunda velilerden "bağış", "aidat" ya da "kayıt parası" adı altında 10 bin lira ile 100 bin lira arasında değişen ödemeler talep edilmektedir. Okulların en temel ihtiyaçları dahi velilerin katkılarıyla karşılanmaya çalışılmaktadır.
Çocuklarını okula hazırlamaya çalışan aileler, 65 bin liraya varan eğitim maliyetleriyle karşı karşıya bırakılmıştır. Giyim ve kırtasiye masrafları tek başına neredeyse bir asgari ücrete karşılık gelmektedir.
OECD ve PISA verileri, Türkiye'de her beş öğrenciden birinin yoksulluk ve açlık riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Buna rağmen çocuklara bir öğün ücretsiz okul yemeği ve temiz içme suyu sağlanması yönündeki talepler karşılıksız bırakılmıştır.
2002 yılında toplam okullar içinde özel okul oranı yüzde 2 iken bugün yaklaşık yüzde 20'ye ulaşmıştır. Artık her 5 okuldan biri özel okuldur. Veliler özel okul ücretlerinin 2 milyon lirayı aştığı bir tabloda çocuklarını okutmaya çalışırken, Yusuf Tekin'in verdiği yanıt "600 bin liranın altında okullar da var" olmuştur. Kamusal eğitimi güçlendirmek yerine özel okulları seçenek olarak sunan bu anlayış, eğitimin ticarileştirilmesinin açık itirafıdır.
2. İdeolojik Şiddet: Laik Eğitim Kuşatma Altında
Eğitim sistemi, bilimsel ve laik temellerden uzaklaştırılarak siyasi iktidarın ideolojik hedeflerinin aracı haline getirilmektedir.
Bilimsel dayanağı bulunmayan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile eleştirel düşünceyi ve bilimsel eğitimi geri plana iten bir anlayış dayatılmaktadır. Amaç; sorgulayan, düşünen, özgür yurttaşlar değil, itaat eden bireyler yetiştirmektir.
ÇEDES ve benzeri projelerle okullar, pedagojik formasyona sahip olmayan din görevlilerinin ve kamuoyunun tarikat ve cemaatlerle ilişkili olduğunu bildiği yapıların faaliyet alanına dönüştürülmektedir. Çocuklar bilimsel ve pedagojik eğitim yerine ideolojik yönlendirmelere maruz bırakılmakta; devlet okulları iktidar destekçisi dernek ve vakıflarla yapılan protokoller aracılığıyla kamusal ve laik niteliğinden uzaklaştırılmaktadır.
Bu uygulamalar laik eğitim ilkesine ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na açıkça aykırıdır.
3. KURUMSAL VE YAPISAL ŞİDDET: ÇOCUKLAR VE ÖĞRETMENLER BEDEL ÖDÜYOR
MEB'in kendi verileri bile ilkokulda her 100 çocuktan 5'inin, ortaokulda 9'unun, lisede ise 12'sinin eğitim hakkından yararlanamadığını göstermektedir. Açık öğretim ve MESEM kapsamındaki öğrencilerle birlikte zorunlu eğitim çağında olması gerekirken örgün eğitim dışında kalan çocuk sayısı 1,5 milyona yaklaşmıştır.
MESEM uygulaması çocukları eğitimden uzaklaştıran, ucuz iş gücü haline getiren ve çocuk emeği sömürüsünü yaygınlaştıran bir yapıya dönüşmüştür. Çocukların yeri işyerleri değil okullardır.
Öğretmenlik Meslek Kanunu ile öğretmenler unvanlar ve ücretler üzerinden ayrıştırılmış, meslek içi eşitlik zedelenmiştir. Akademi uygulaması öğretmen yetiştirme sürecini yeni sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır. Mülakat mağdurlarının hakları gasp edilmiş, özel okul öğretmenleri düşük ücret ve güvencesizliğe mahkûm edilmiş, öğretmenler artan idari baskılarla karşı karşıya bırakılmıştır. Hak arayan öğretmenlere çözüm yerine baskı ve polis müdahalesi gösterilmiştir.
Bugün buradan bir kez daha ilan ediyoruz:
Eğitim politikaları, öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin ve onların örgütlü temsilcileri olan sendikaların görüşleri dikkate alınarak oluşturulmalıdır. Bu doğrultuda taleplerimiz şunlardır:
1. Eğitimde Şiddeti Önleme Kanunu, eğitim emekçilerinin ve sendikalarının görüşleri doğrultusunda derhal çıkarılmalıdır.
2. Okullara kadrolu güvenlik ve temizlik personeli atanmalıdır.
3. Her öğrenciye ücretsiz okul yemeği sağlanmalıdır.
4. MESEM uygulamaları sona erdirilmeli, çocuk işçiliğiyle etkin mücadele edilmelidir.
5. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli geri çekilmeli, tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller iptal edilmelidir.
6. Mülakat kaldırılmalı, Akademi uygulaması geri çekilmeli, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile yaratılan unvan ve ücret ayrımlarına son verilmelidir.
7. Özel okul öğretmenlerine taban ücret güvencesi sağlanmalıdır.
Bugün ortaya koyduğumuz tablo, yalnızca eğitim sisteminin değil; çocukların geleceğinin, öğretmenlik mesleğinin ve Cumhuriyetin eğitim anlayışının karşı karşıya bırakıldığı tehditleri göstermektedir.
Ancak bilinmelidir ki bu ülkenin çocukları yoksulluğa, öğretmenleri güvencesizliğe, okulları şiddete ve gericiliğe mahkûm değildir.
Bizler; çocukların aç kalmadığı, öğretmenlerin değersizleştirilmediği, okulların tarikatlara ve piyasanın insafına terk edilmediği bir eğitim sistemi mümkündür demeye devam edeceğiz.
Laik, bilimsel, kamusal ve nitelikli eğitim hakkı için; çocuklarımızın geleceği, öğretmenlerimizin onuru ve Cumhuriyetimizin aydınlık yarınları için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyete, laik eğitime, bilimsel düşünceye ve aydınlanma değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Yaşasın laik, bilimsel, çağdaş ve kamusal eğitim mücadelemiz! Yaşasın Eğitim-İş!"

Kaynak : PERRE


alt="Slayt 2">

